3 Kasım 1931 tarihinde, İstanbul’un Sultanahmet semti Akbıyık mahallesinde Dede Efendi’nin evine çok yakın bir evde dünyaya geldi. Tahsilini Bolu Feyz-i Cumhuriyet İlkokulu, İstanbul Şişli Ortaokulu, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nde sürdürdükten sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ne başlayan Cüneyd Kosal, musiki hayatına fazlaca önem verdiğinden dolayı eğitimini yarım bıraktı.
İlkokul yıllarından itibaren güzel bir sese sahip olduğu için çevresinden de teşvik gören Cüneyd Kosal, lise son sınıfta eline geçen kanun sazını çok sevdi ve kısa zamanda bildiği şarkıları çalabilecek duruma geldi. Üniversite yıllarında ses sanatçısı olarak Üsküdar Musiki Cemiyeti, Üniversite Korosu ve özel topluluklarda musiki çalışmalarını sürdürdü. Üniversite Korosu şefi Nevzat Atlığ tarafından kanun çaldığı öğrenilince, sazendeler arasına giren Kosal bu tarihten itibaren ses sanatçılığını bıraktı ve kanun sanatçılığına ağırlık verdi. Musiki çalışmalarının yoğunluğundan dolayı bir süre sonra tıp tahsilini yarıda bıraktı ve bir yıl, İstanbul Basın Yayın Temsilciliği’nde memur olarak çalıştıktan sonra askerlik görevini yerine getirdi. Askerlik hizmetinden sonra, İstanbul Radyosu müzik yayınlarında memur olarak görev aldı.
Cüneyd Kosal gerek Basın Yayın Temsilciliği’ndeki, gerekse askerlik sonrası Radyo’daki memuriyeti esnasında kanun sanatçısı olarak devam etti. Bu yıllarda İstanbul Radyosu ve sahne konserlerinde pek çok sanatçıya eşlik etti. Kısa bir süre gazino çalışması da oldu. 1964 senesinde babasının ısrarı ile memuriyetten ayrılıp sanayiciliğe girdi ve 1976 yılına kadar devam etti. Ancak bu faaliyetler esnasında radyo saz sanatçılığını hiç bırakmadı ve 1970-1996 yılları arasında Konya ihtifalleri ve yurt içi-dışı Mevlevi tören icralarında yer aldı. 1976 senesinde kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun kuruluşunda çalıştı ve bu koroda sanat kurulu üyesi, saz sanatçısı olarak 1985'e kadar yer aldı.
Bu dönem sonrası ferdi faaliyetler yapmakla beraber önce, icrası yapılmamış eserleri çalmak üzere saz arkadaşları ile kurdukları ve ismini koyduğu "Klasik Türk Sazları Beşlisi" ile yurt içi ve dışı birçok saz eseri ağırlıklı icralarda bulundu. Beşlideki sanatçılar; Nihat Doğu (kemençe), Cüneyd Kosal (kanun), Doğan Ergin (ney), Abdi Coşkun (tanbur), Vahit Anadolu (ritim)’dur. Bu topluluk solistliğini Ahmet Özhan’ın yaptığı Güldeste ve İstanbul Müzik Festivali etkinliklerinde birlikte çalıştı. 1991yılında, Kültür Bakanlığı’nca kurulması planlanan İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nun kuruluş çalışmaları ve sonrasında genel yönetmen yardımcısı, çalıştırıcı ve saz sanatçılığı görevini 1996 senesinde yaş haddinden emekli oluncaya kadar sürdürdü.
Cüneyd Kosal’ın; Nişabur makamında 1 Mevlevi Ayini, 3 Saz Eseri, Ferahnakaşiran makamında beste, ağır semai, yürük semaiden oluşan bir takımı, 1 Durak, 6 Şarkı, 2 Köçekçe ve 68 ilahi olmak üzere 84 eseri mevcuttur. Kendi tertiplediği Yapı Kredi Bankası Yayınları’ndan 1986 baskılı "İlahiler", Kültür Bakanlığı’nca 1991 yılı baskılı "Yunus İlahileri Güldestesi”, Marifet Yayınları tarafından 1994 yılında basılan "99 Makamda İlahiler" olmak üzere 3 kitabı vardır. Kendisi hakkında Sertaç Tezeren tarafından önce tez olarak hazırlanıp, sonra 2007 yılında CD eki bulunan kitap haline getirilen bir biyografi çalışması bulunmaktadır. Cüneyd Kosal’a ait çok kapsamlı ve Türkiye’de sayılı bir nota ve kitap koleksiyonu bulunmaktadır.
Feylesof lakabıyla tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, II. Meşrutiyet devri şairi, edebiyatçısı, felsefecisi ve politikacısıdır. Günümüzde daha çok şair kimliğiyle hatırlanan Rıza Tevfik, 1913’ten sonra hece vezniyle yazdığı şiirlerle asıl şöhretini kazanmıştır. Doğu ve Batı felsefesine dair geniş bir birikime sahip olan Tevfik, özgün bir ekol yaratmaktan ziyade mevcut felsefi bilgileri yorumlamış ve bunlarla modern görüşler arasında dikkate değer benzerlikler üzerinde durmuştur.
Eğitim hayatına bir Yahudi okulunda başlayan Rıza Tevfik, genç yaşta İspanyolca ve Fransızca öğrenmiştir. Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i Mülkiye’deki eğitimlerini yarım bırakmış, ardından Tıbbiye-i Mülkiye’ye girerek 30 yaşında doktor olmuştur. İlk Türk kadın pedagog Ayşe Sıdıka Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten üç kızı olmuştur. İlk eşinin ölümünden sonra ikinci evliliğini Nazlı Hanım ile yapmış ve bu evlilikten iki oğlu dünyaya gelmiştir.
1907’de İttihat ve Terakki Partisi’nden Meclis-I Mebusan üyesi seçildi. 1913-1918 yılları arasında politikaya ara vererek Darülfünun’da felsefe ve estetik dersleri vermeye başlamıştır. 1918’de Maarif Nazırı olarak siyasete geri dönmüş, ancak Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyette yer alması ve Milli Mücadele’ye muhalif duruşu nedeniyle büyük tepki görmüştür. Yakın arkadaşı Ali Kemal’in başına gelenleri yaşayabileceği endişesiyle 8 Kasım 1922’de Mısır’a gitmiş, ardından TBMM tarafından 150’likler listesine alınmıştır. Daha sonra Ürdün Kralı Emir Abdullah’ın daveti üzerine Ürdün’e giderek kralın divan tercümanı olarak görev yapmıştır.
1934’te buradaki görevinden emekli olup Lübnan’ın Cünye kasabasına yerleşen Rıza Tevfik, 1936’da eşiyle birlikte Avrupa seyahatine çıkmış ve bir yıl boyunca İngiltere ile Fransa’da kalmıştır. 150’liklerin affına dair kanun yürürlüğe girdikten beş yıl sonra, 1943’te İstanbul’a dönmüş, yaşamının geri kalanında çeşitli gazetelerde edebiyat, sanat ve estetik üzerine yazılar kaleme almıştır. 30 Aralık 1949’da vefat etmiştir.
16 Temmuz 1902 tarihinde babasının öğretmenlik yaptığı İnebolu’da doğdu. Kastamonu’da başladığı orta öğrenimini ağabeyinin öğretmen olarak bulunduğu Aydın’da sürdürdü. Daha sonra döndüğü Kastamonu’da idâdînin dokuzuncu sınıfında iken bir süre Kastamonu’da özel idarede kâtip olarak çalıştı. Edebiyat hocası İsmail Habip’in (Sevük) teşvikiyle yazdığı ilk şiirleri bu şehirde çıkmakta olan Açıksöz gazetesinde yayımlandı (1922). Ardından öğrenimini sürdürmek için Ankara’ya gitti. Son sınıfına kaydolduğu Ankara Dârülmuallimîni’nden Temmuz 1922’de mezun oldu. Aynı yıl Giresun’un Piraziz nahiyesinde öğretmenliğe başladı. Bir yıl Samsun’da öğretmenlik yaptıktan sonra Balıkesir’e tayin edildi. Balıkesir’de bulunduğu yıllarda (1924-1926) Çağlayan adıyla bir edebiyat dergisi çıkardı (20 Teşrînievvel 1341 / 20 Ekim 1925). Mayıs 1926’ya kadar on beş sayı yayımlanan bu dergide şiirleri ve Gönül Kızı takma adıyla “Aya Mektuplar” başlığı altında yazıları çıktı. Kastamonu Lisesi’ni 1927 yılında bitirdikten sonra İstanbul’a giderek Dârülfünun Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Hocalarından özellikle M. Fuad Köprülü’den etkilendi ve onun teşvikiyle Almanca’sını ilerletti. Bu yıllarda Köprülü’nün tavsiyesiyle kendilerine Türkçe dersi verdiği Theodor Menzel, Franz Taeschner, Paul Wittek ve Herbert Duda gibi Türkologlar’la münasebetlerini daha sonra da devam ettirdi.
Orhan Şaik Gökyay Edebiyat Fakültesi’ni bitirince (1930) Kastamonu Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi. Daha sonra muhtelif Anadolu şehirlerinde öğretmenlik yaptı. Edirne’de bulunduğu sırada kendisi gibi öğretmen olan Ferhunde Sarıoğlu ile evlendi. Âdeta adıyla özdeşleşen “Bu Vatan Kimin?” adlı şiirini Bursa’daki öğretmenliği sırasında yazdı. 1938’de, uzun süreden beri üzerinde çalıştığı Dede Korkut hikâyelerini yayımladı. Ertesi yıl, daha sonra Devlet Konservatuvarı haline getirilen (1941) Mûsiki Muallim Mektebi’ne öğretmen ve müdür olarak tayin edildi. Irkçılık-Turancılık davasında tutuklanıncaya kadar (1944) bu görevde kaldı. On bir ay sonra beraat edince tekrar öğretmenliğe döndü. Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği (1946-1951), İngiltere’de talebe müfettişliği (1951-1954) yaptı. Yurda dönünce İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi (1954). 1959 yılında P. Wittek’in daveti üzerine Londra’ya gitti ve School of Oriental and African Studies’de Türk dili ve edebiyatı okutmanı olarak çalıştı. 1962’de tekrar Eğitim Enstitüsü’ndeki edebiyat öğretmenliğine döndü. 13 Temmuz 1967’de yaş haddinden emekliye ayrıldı. Bundan sonra da Eğitim Enstitüsü’nde ve ölümünden birkaç yıl öncesine kadar Marmara ve Mimar Sinan üniversitelerinde ders verdi. 2 Aralık 1994’te öldü ve ertesi gün Üsküdar Nakkaştepe Mezarlığı’na defnedildi.
Hüseyin Hilmi Paşa (Eylül 1855, Midilli - Nisan 1923, Viyana), II. Abdülhamid saltanatında 31 Mart Ayaklanması döneminde (14 Şubat 1909 - 13 Nisan 1909) ve V. Mehmed saltanatında (5 Mayıs 1909 - 28 Aralık 1909) iki defa toplam 10 ay sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. En etkin ve verimli devlet adamlığı görevini, Vilayet-i Selase’de (Selanik, Kosova ve Manastır) Rumeli Umum Müfettişi olarak icra etmiş ve daha çok bu dönemdeki görevi ile anılmıştır. II. Meşrutiyet’in İlanı’nda sonra Kamil Paşa Kabine’sinde Dahiliye nazırı olmuş (27 Kasım 1908). Son olarak Viyana Sefirliğine getirilen (1912-1918) Hüseyin Hilmi Paşa, elçiliğinin nihayete erdiği 1918 sonrasında da bulunduğu Viyana’dan ülkeye dönmemiş, 1923 yılında burada vefat etmiştir.
Hüseyin Hilmi Paşa’nın doğduğu yer olan Midilli’de Tahrirat Kalemi (1874) olarak başladığı memuriyet hayatı kronolojik olarak şu şekildedir:
- 1881 - Midilli Tahrirat Kalemi mukayyit ve müdür
- 1883 - Aydın Mektupçusu
- 1885 - Suriye Mektupçusu
- 1891- Burdur’da Padişah çiftliklerinin idaresi
- 1893 - Mersin Mutasarrıfı
- 1893 - Maan Mutasarrıfı
- 1897 - Nablus ve Süleymaniye mutasarrıflıkları
- 1897 - Adana Valisi
- 1898-1902 Yemen Valisi
- 2 Aralık 1902-23 Temmuz 1908 – Vilayet-i Selâse’de Rumeli Genel Müfettişliği
- 27 Kasım 1908 - Dahiliye Nâzırlığı
- 13 Şubat 1909-13 Nisan 1909 - Sadrazam
- 5 Mayıs 1909-12 Ocak 1910 - Sadrazam
- 1909-1912 - Ayan Meclisi Azalığı
- 22 Temmuz 1912-28 Ekim 1912 - Adliye Nâzırlığı
- 28 Ekim 1912-1918 - Viyana Sefirliği
Ebüzziya Mehmed Tevfik (1849-1913): Matbaacı, gazeteci, yazar, kûfî hattatı, arabesk süslemeci, halıcı ve politikacı. Matbaacılık tarihinin en önde gelen isimlerinden biridir. Yeni Osmanlılar hareketinin önemli temsilcilerinden muhalif bir aydındır. Avrupa’daki basın, yayın türleri, gazete ve matbaa tekniğindeki birçok yeniliği ülkesine taşıyan Ebüzziya Tevfik, sanatsal tasarımlarını zamanın gelişmiş teknikleri ile buluşturmuş ve Osmanlı’daki yayın ve matbaayı uluslararası kabul gören bir noktaya getirmiştir. Yaşadığı dönemin önemli yapıtlarını sanat değeri yüksek tasarımlarla basmıştır.
Talha Ebüzziya (1882-1921): Ebüzziya Tevfik ikinci oğlu, Velid Ebüzziya’nın abisi, Ziyad Ebüzziya’nın babasıdır. Konya sürgününden döndükten sonra II. Meşrutiyet’in İlanı (1908) ile beraber babasının yanında Tasvir-i Efkâr gazetesi ve Matbaa-i Ebüzziya’nın yayın işlerinde çalışmaya başladı. Babasının vefatından sonra Velid Ebüzziya ile beraber gazete ve matbaanın başına geçti. Milli Mücadele yıllarında gazete ve matbaanın başında olan Talha ve Velid Ebüzziyalar Ankara Hükümetinin gayri resmi sözcüsü oldu. İngilizlerin İstanbul’un işgali haberlerini tüm Anadolu’ya yayılmasında rolü bulunduğu için hapsedildi. Burada Verem hastalığına yakalanarak tedavi gördüğü İsviçre’de bir senatoryumda vefat etti.
Velid Ebüzziya (1884-1944): Babasının vefatından sonra abisi Talha Ebüzziya ile beraber gazete ve matbaanın yönetimine geçti. Bu dönemde gazetelerde resimler yayınlanmasına öncülük ederek gazeteyi daha çekici bir hale getirmiş ve gazete içeriklerinin zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Milli Mücadele yıllarında önemli gazetecilik başarılarına imza atan Velid Ebüzziya kurduğu iddia edilen «Mim Mim Grubu» isimli -işgal kuvvetlerinin Türk ordusundan toplayıp depolara kaldırdığı silah ve mühimmatı Anadolu’ya kaçırması için kurulan- yer altı teşkilatı ile İstiklal Madalyası aldı. Cumhuriyet’in İlanı’ndan (1923) sonra devrimlere aldığı karşı tutum sebebiyle İstiklal Mahkemelerinde yargılandı daha sonra beraat etti. Bu dönemde Zaman gazetesini yayınlayan Velid Ebüzziya gazete yazılarını bırakarak daha çok matbaa yayınları ile ilgilendi.
Ziyad Ebüzziya (1911-1994): Gazeteciliğe 1933 yılında amcası Velid Ebüzziya’nın çıkardığı Zaman gazetesinde başladı. Daha sonra Tasvîr-i Efkâr’da Velid Ebüzziya ile birlikte çalıştı (1940-1945). Velid Bey’in ölümünden sonra Cihat Baban’la birlikte aynı gazeteyi Tasvir adıyla çıkardı (1945-1949). 1950’de Demokrat Parti’den Konya milletvekili oldu. Robert College’da Türkçe, tarih, coğrafya öğretmenliği yaptı (1938-1943). Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin kurucu heyetinde yer aldı (1955-1960). İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalıştı (1979-1985). Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne basın tarihiyle ilgili maddeler yazdı.
Veysel Paşa'nın oğludur. Balkanlar da dahil olmak üzere muhtelif bölgelerde görev yapmış olan Ali Rıza Paşa hakkında literatürde herhangi bir bilgi tespit edilememiştir.